Haftalık Yazılar

YAŞAMAK ZOR BİR İŞ

Yaşıyor hissinde canlı kalmamızı ve dolayısı ise hakikaten mutlu hissetme ihtimalinin oluşmasını dahi engelleyen 2 temel durumdan bahsetmek istiyorum.

Bunlardan birincisi hayatımızda hemfikir olduğumuz insanlar ile iletişimde kalma eğilimimizdir. Bunlardan ikincisi ise hedef odaklı olmamız ve böylece “yolculuğun” hakikiliğini, zenginliğini, besleyiciliğini, pozitif dokunuşunu ve keyfini sürekli kaçırıyor olmamızdır. Her ikisi de nerede ise ölüm ile eşdeğerdir çünkü her ikisinde de “tansiyon” yoktur, malum tansiyon olmayınca “ölü” olunur.

Öncelikle birincisine kısaca göz atalım; Kendimiz ile benzer düşüncelere sahip insan arayışımız, farklılıklar ile yüzleşmekten kaçınıyor olmamız ile ilişkilidir. Çünkü o zaman bize dayatılan “hologram” kırılmaya ve görüntü bozulmaya başlayacaktır, hemen akabinde zihnimizdeki statüko değişime zorlanacak ve sahip olduğumuz konfor alanımız “tehdit” altında kalacaktır.

Bunlardan ikincisinde ise; bize dayatılan hedeflere, o hedeflere ulaşır iken bize ezberletilmiş, dayatılmış, önceden tasarlanarak önümüze sunulmuş yolculuklara çıkıyoruz ve hedef odaklı olunca yolculuk hızlıca bitmesi gerekli bir eylem haline geliyor. Halbuki yolculuğun ta kendisi hedefin önüne geçtiğinde uyanık bir süreç ortaya çıkıyor. İşte tam da bu noktada bir kez daha bize dayatılan “hologram” kırılmaya ve görüntü bozulmaya başlayacaktır.

Uzak durun sizin ile ekseriyetle hemfikir olanlardan, size karşı fikirleri olanlar ile ve sizden farklı olanlardan beslenin. Tam olarak hiç birisi gibi değil fakat kendi senteziniz olun, tüm bu süreçte hedefe değil yolculuğa odaklanın, mümkün olduğunca yaşamaya ve size dayatılanın dışına çıkmak için o “hologramik” yaşamınızı ortaya koyun.

Yani ez cümle; Tansiyonsuz kalmadan ölmeyelim derim ben, zamanı gelindiğinde zaten malum ölüm bizi nefessiz ve tansiyonsuz bırakacak, dolayısı ile şimdi ölü gibi değil fakat iyisi ile kötüsü ile HAKİKATEN yaşama zamanı sanırım.

Previous Post

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply