Browsing Category

Haftalık Yazılar

haftalık yazilar

Haftalık Yazılar

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun

ATATÜRK DEMEK VATAN DEMEKTİR, CUMHURİYET DEMEKTİR, NAMUS DEMEKTİR, MEDENİYET DEMEKTİR, ADALET DEMEKTİR, LAİKLİK DEMEKTİR, YANİ EZ CÜMLE BİR TÜRK İÇİN NAMUSU İLE ÖZGÜRCE NEFES ALABİLMEK DEMEKTİR.  

SAKIN TEREDDÜT ETMEYİN; TÜRK MİLLETİNİN İÇİNDEKİ O YILMAZ KAHRAMAN BEKÇİLER, CANIMIZ ATATÜRK’ÜN “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM” SÖZÜNÜ DAİMA HATIRLAYACAK VE GEREĞİ NE İSE, TAM ZAMANINDA TIPKI ONUN AŞAĞIDAKİ HİTABESİNDE ÖĞRETTİĞİ GİBİ BİR AN BİLE TEREDDÜT ETMEKSİZİN YAPACAKTIR. ÇÜNKÜ MUHTAÇ OLUNAN KUDRET O YILMAZ KAHRAMAN BEKÇİLERİN DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR VE BİNLERCE YIL MECVUT OLMAYA DEVAM EDECEKTİR.

VE BİN KERE OKUMAK GEREK.

Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet’ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Haftalık Yazılar

YAŞAMAK ZOR BİR İŞ

Yaşıyor hissinde canlı kalmamızı ve dolayısı ise hakikaten mutlu hissetme ihtimalinin oluşmasını dahi engelleyen 2 temel durumdan bahsetmek istiyorum.

Bunlardan birincisi hayatımızda hemfikir olduğumuz insanlar ile iletişimde kalma eğilimimizdir. Bunlardan ikincisi ise hedef odaklı olmamız ve böylece “yolculuğun” hakikiliğini, zenginliğini, besleyiciliğini, pozitif dokunuşunu ve keyfini sürekli kaçırıyor olmamızdır. Her ikisi de nerede ise ölüm ile eşdeğerdir çünkü her ikisinde de “tansiyon” yoktur, malum tansiyon olmayınca “ölü” olunur.

Öncelikle birincisine kısaca göz atalım; Kendimiz ile benzer düşüncelere sahip insan arayışımız, farklılıklar ile yüzleşmekten kaçınıyor olmamız ile ilişkilidir. Çünkü o zaman bize dayatılan “hologram” kırılmaya ve görüntü bozulmaya başlayacaktır, hemen akabinde zihnimizdeki statüko değişime zorlanacak ve sahip olduğumuz konfor alanımız “tehdit” altında kalacaktır.

Bunlardan ikincisinde ise; bize dayatılan hedeflere, o hedeflere ulaşır iken bize ezberletilmiş, dayatılmış, önceden tasarlanarak önümüze sunulmuş yolculuklara çıkıyoruz ve hedef odaklı olunca yolculuk hızlıca bitmesi gerekli bir eylem haline geliyor. Halbuki yolculuğun ta kendisi hedefin önüne geçtiğinde uyanık bir süreç ortaya çıkıyor. İşte tam da bu noktada bir kez daha bize dayatılan “hologram” kırılmaya ve görüntü bozulmaya başlayacaktır.

Uzak durun sizin ile ekseriyetle hemfikir olanlardan, size karşı fikirleri olanlar ile ve sizden farklı olanlardan beslenin. Tam olarak hiç birisi gibi değil fakat kendi senteziniz olun, tüm bu süreçte hedefe değil yolculuğa odaklanın, mümkün olduğunca yaşamaya ve size dayatılanın dışına çıkmak için o “hologramik” yaşamınızı ortaya koyun.

Yani ez cümle; Tansiyonsuz kalmadan ölmeyelim derim ben, zamanı gelindiğinde zaten malum ölüm bizi nefessiz ve tansiyonsuz bırakacak, dolayısı ile şimdi ölü gibi değil fakat iyisi ile kötüsü ile HAKİKATEN yaşama zamanı sanırım.

Haftalık Yazılar

can’ım

Son zamanlarda parmaklarım bir türlü mutluluk ile ilgili yazamıyor çünkü sanki her geçen gün Nazım’ınki gibi isyanlar beni de daha çok sarıp sarmalıyorlar. Bir şiirinde “yaşamdan zevk alabilmek ancak zayıfların bahtiyarlığıdır” yazıyor Nazım. Haydi hatırlayalım o şiiri;

Alçaklığın, Hainliğin,

İkiyüzlülüğün, Puştluğun,

Kısacası cümle kokuşmuşluğun

At oynattığı bir dönemde

yaşamdan zevk alabilmek

ancak zayıfların bahtiyarlığıdır.

Esas olan;

Sadece yaşamak değil,

insana yakışır şeklide ve

onurlu yaşamaktır.

Teslim olmadan,

Boyun eğmeden,

Sürünmeden,

El etek öpmeden yaşamaktır.

NAZIM HİKMET

Bize verilen tüm bu yaşam hiç keyif almadan mı harcanmalı acaba ? HAYIR tabiiki HAYIR. Mümkün olan her fırsatta mutlaka neşeli ve mutlu olmalıyız, hemen paylaşmalıyız bu duygularımızı çünkü bulaşıcıdır neşe ve mutluluk bilirim fakat yine de o “insansılar” Nazım’ı yorduğu gibi çok ama çok yoruyor insanı tıpkı bugün benim bir kez daha çok ama çok yorulduğum gibi.

Çünkü;

Bugün birazcık insanlıktan nasibini almış olup Yılmaz Özdil’in “ Bu yavruyu sokağa terk edenin insan olma ihtimali varmı?” yazısını okuduktan sonra o “insansılar” dan utanmamak mümkün değil …

Onlar sanırım “Farkında Olmayan/Olamayan İnsansılar” kategorisinde olmalılar çünkü eğer o terk ettikleri hayvancıkların aslında kendi özleri olduğunu, paramparça edilen o CAN hayvancıkların ruhlarının aslında kendi ruhları olduğunu ve o masum hayvancıkların çaresiz çığlıklarının mutlaka ama mutlaka bir gün kendi yakalarına yapışıp hesap soracaklarını bilseler, bilebilseler yine de vahşice terk ederlermiydi o CAN hayvanları acaba ?…

Lütfen siz de okuyun Yılmaz Özdil’ in bugünkü yazısını, terkedilen CAN hayvancıklardan bir tanesine yuva olun ya da bu büyük sorunun çözümünün bir parçası olun ve sonra onlar da size “cennetin” kapılarını açsınlar …

Siteyi yada herhangi bir yazının içeriğini beğendi iseniz lütfen arkadaşlarınız ile paylaşınız, böylece başkaları da sitedeki yazıları okuma fırsatı bulabilir.

Haftalık Yazılar

İkaz Eden Koronavirüs

İnsanoğlu Koronavirüs‘ ün doğal yollar ya da doğal olmayan yollardan üremiş olup olmadığını tartışa dursun, asıl acımasızca ve adaletsizce imha edici Virüsün kendisinin ekseriyeti olduğunun ve bu İNSAN VİRÜSÜNÜN tüm Doğa’ya karşı olan yok edici tutumunun sürdürülebilir olmadığını maalesef hala anlamış görünmemektedir.

DOĞA birçok farklı enstrüman kullanarak, bin yıllardır insan ırkına bir karıncadan ya da bir solucandan ya da bir çiçekten, kediden, köpekten, arıdan, sinekten, maymundan veya bir ağaçtan daha önemli olmadığını avaz avaz haykırıyor fakat tüm bu haykırışlara rağmen bizler işkence ediyoruz onlara, yaşam alanlarını yok ediyoruz ve hatta çoğunlukla doğrudan cinayet işliyoruz, hiç utanmıyoruz ve hem onlara yaptığımız işkenceleri hem de cinayetlerimizi artırarak devam ediyoruz.

Buna bir güç mutlaka DUR diyecektir.

Bilmek gerekir ki; 4,5 milyar yaşındaki dünyamız, var olduktan yaklaşık 4,499,950,000 yıl sonra yani sadece yaklaşık son 50,000 yıldır 2 ayak üstünde insan formunda bizler dünyamızda varız. Hatta, Birkaç bin yıl öncesi haricini yani yaklaşık 4,499,990,000 yıl süresince neler olup bittiği hakkında elle tutulur fazlaca bilgimiz dahi yok.

Ez cümle, 4,5 milyar yıldır ayakta kalan bir sistem, özellikle son 200 yıldır sistemin ana omurgasını artan oranda tehdit eden İNSAN VİRÜSÜNÜN eninde sonunda kendisini de yok etmesi sürecine seyirci kalmayacaktır.

Siteyi yada herhangi bir yazının içeriğini beğendi iseniz lütfen arkadaşlarınız ile paylaşınız, böylece başkaları da sitedeki yazıları okuma fırsatı bulabilir.

Haftalık Yazılar

Zengin ve Mutlu olmak için

Afrika ‘ da yaklaşık 54 ülke var, bu kıtada yaşayan insan sayısı ise yaklaşık 1 milyar ve bu 1 milyar insanın üretebildiği toplam milli gelir ( Milli Gelir = Kabaca bir ülkenin bir yıl içerisinde ürettiği toplam mal ve hizmetlerin parasal değeri ) yaklaşık 2 Triyon dolar’dır.

Buna karşılık,

Almanya’nın nüfusu yaklaşık 82 milyon, toplam yıllık milli gelirleri ise yine yaklaşık 4 Trilyon dolar’dır. Buna göre Almanya, Afrika ülkelerinin toplam nüfusunun sadece %8si ile, bu 54 ülkenin toplamından yaklaşık 2 kat fazla bir milli gelire sahiptir.

Japonya’nın nüfusu yaklaşık 128 milyon, toplam yıllık milli gelirleri ise yine yaklaşık 5 Triyon dolar’ dır. Buna göre Japonya, Afrika ülkelerinin toplam nüfusunun sadece %13ü ile, bu 43 ülkenin toplamından yaklaşık 2,5 kat daha fazla bir milli gelire sahiptir.

Toplam nufusu yaklaşık 38 milyon olan Belçika, İsveç ve Hollanda’nın toplam milli gelirleri yaklaşık tıpkı Afrikadaki 54 ülkenin toplamı kadar yani yaklaşık 2 Triyon dolar’dır. Bu 3 ülke, 38 milyon insan kaynağı ile, yaklaşık 54 ülke ve yaklaşık toplam 1 milyar nufusa sahip Afrika ülkelerinin tümünün üretebildikleri milli gelirlerini, Afrika nüfusunun sadece %4’ü  kadar bir insan kaynağı ile elde edebilmektedirler.

Türkiye ‘ ye baktığımızda ise örneğin yaklaşık Almanya kadar bir nüfusa sahip olmamıza rağmen Almanya’nın sadece yaklaşık beşte biri ( 1/5 ) kadar bir milli gelire sahibiz. Bu veri bir anlamda Alman insan kaynağının Türk insan kaynağından 5 kat daha verimli mal ve hizmet üretimine sahip olduğunun ifadesi olabilir. ( Kaynak: Dünya Bankası 2018 verisinden derlenmiştir. )

Demekki herhangi bir ülkede yaşayan insanların zenginlik, refah ve mutluluk kavramları ile pozitif yönde bir ilişkilerinin olabilmesi için o ülke nüfusunun ne kadar kalabalık olduğu değil fakat o ülkede yaşayan bireylerin hangi niteliklere sahip oldukları önemli imiş.

Birleşmiş Milletler 2019 Yılı Dünya Mutluluk Raporu ilk 20 ülke içerisinde Almanya, Belçika, Hollanda ve İsveç varlar, peki Türkiye bu ilk 20 içerisindemi ? Hayır değil… peki ilk 30 yada 40 yada 50 yada 60 yada 70 içerisindemi ? hayır değil … Malezya’nın bir üstünde 79. sıradayız.

Dolayısı ile, gerçek odur ki, gelişmiş ülkeler düzeyindeki bir verim ile üretmeden hiçbir ülkede zengin ve mutlu bir toplumdan bahis edilemiyor. Verimli bir üretimin ise tek bir anahtarı var; toplumdaki her bireyin ulaşabileceği pozitif bilim odaklı bir eğitim,  eksiksiz demokrasi, laiklik ve hukukun/adaletin egemen olduğu sosyal bir devlet.

İşte o zaman artık çocuk gelinlerimiz olmayacak, kadınlarımız dövülmeyecek, işkence görmeyecek ve öldürülmeyecekler; işte o zaman yalancıların, hırsızların, tembellerin, ahlaksızların, yobazların, din tüccarlarının ve benzerlerinin toplumumuzda etkin bir rol oynamaları mümkün olmayacak; işte o zaman bu topraklarda halen özgürce nefes alabilmemizi sağlamış olan Şehit ve Gazi’lerimize bugünkünden çok daha fazla saygı ve minnet duyabileceğiz ve işte ancak o zaman her bakımdan zenginlik ve mutluluk kavramları bizim insanımız içinde bugünkünden daha fazla hissedilebilir ve dokunulabilir kavramlar olacaktır.

Siteyi yada herhangi bir yazının içeriğini beğendi iseniz lütfen arkadaşlarınız ile paylaşınız, böylece başkaları da sitedeki yazıları okuma fırsatı bulabilir.

Haftalık Yazılar

İyilik, nezaket ve lüzum

Münir Üstin ‘’ Söz ağızdan çıkmadan önce üç kapıdan geçmelidir; İyilik, Nezaket ve Lüzum. ‘’ yazmış ve ne güzel yazmış. Sanırım demek istiyorki ”Ağızımızdan çıkan kelimeler, eleştirel olunduğunda da iyiliğe hizmet edebilir, nezaketle sarf edilebilir ve eğer o sözlerin içeriğinde iyilik, nezaket yok ise ve/veya söz söylemek için lüzum yoksa, sus o zaman …” 

Peki ya susmak …

Mevlana Celaleddin Rumi ‘’ Anladımki susmak bir cüsse işi, derin denizlerin işi … ‘’ demiştir. Çünkü o biliyordu ki; sözdür ki sahibi, ancak o sözü henüz söylememiş olandır.

Kolaymı söz ağızdan çıkmadan o 3 kapıdan geçmek ? HAYIR …

Peki en azından ekseriyetle, söz ağızdan çıkmadan o 3 kapıyı  hatırlayabilirmiyiz ? EVET, EVET, EVET …

Yine Mevlana Celaleddin Rumi ne güzel söylemiş ;

Şu çeşmenin haline bak, su içecek tası yok. Kırma insan kalbini, yapacak ustası yok.

Ya Ajda Pekkan ‘ ın hepimizin bildiği şarkısındaki Fikret Şeneş’ in sözleri ;

Hoşgör sen affet gitsin aldırma, büyüklük sende kalsın sonunda, sen sarıl o sana sarılmazsa, sen unut unutmazsa,

Hangimiz uğramadık sanki haksızlıklara, pişman oluyor herkes sonra yaptıklarına, esir olma boş yere gururuna.

Olacak elbet hak etmediklerini düşündüklerimiz. Kabuğu parlak, içi kokuşmuş  milyonlarca insan var ve evet maalesef bu dünyada adaletin tüm insanlar için eşit olarak dağıtılmadığını anlayabilmek için çok akıllı olmak gerekmez. Bu dünyada ne fırsatlar, ne mutluluklar ne de ızdıraplar eşit dağıtılmışlardır. Ve benim bu konu hakkında tüm söyleyebileceğim şudurki; ‘’umarım vardır elbet bir nedeni …‘’.

Yine de herşeye rağmen iyiye doğru mücadeleden vaz geçmemeye gayret etmeli ve ne eksik ne de fazla, tam da söylenmesi gereken; iyilikle, nezaketle ve lüzumunda söylenmeli diye düşünenlerdenim.

Siteyi yada herhangi bir yazının içeriğini beğendi iseniz lütfen arkadaşlarınız ile paylaşınız, böylece başkaları da sitedeki yazıları okuma fırsatı bulabilir.

Kalın sağlıcakla…

Haftalık Yazılar

Lavoisier gülerek iki kez göz kırptı…

Kimya biliminin dehası Lavoisier’ in, asıl eğitimi hukuktu ve Paris Barosu”na kayıtlı bir avukattı. Bilimsel gözlem ve yorum üzerine yaptığı konuşmaları nedeniyle bütün dünyada ün kazanmıştı. Bilimi / Aklı reddeden yobazları gösterip “Bu kelleler hiçbir şeye yaramaz” dediği için tutuklandı. Aynı gün yargılanıp, giyotinle ölüme mahkûm edildi.

Continue Reading

Haftalık Yazılar

ÇIĞLIK

Kız çocuklarımız alınıp satıldığında,

o çirkin ruhlar, çirkin elleri ile kız çocuklarımıza dokunduklarında,

o narin, küçücük kız çocuklarının ruhlarından çıkan kocaman çığlıkları duyduğumuzda,

çektikleri acılara artık dayanamadıklarını ve kısacık yaşamlarına kimi zaman bir silah ile kimi zaman yükseklerden atlayarak son verdiklerini öğrendiğimizde,

Continue Reading

Haftalık Yazılar

çorbada tuzun olsun

Çorbada tuzun olsun derneğinin her gün sokakta yaşamak zorunda olanlar için kendi elleri ile yaptıkları o sıcacık, tertemiz, çok lezzetli mercimek çorbasının arkasında yürekleri de sımsıcak gencecik insanlar var.

Dün gece iki arkadaşım ile birlikte katkı vermek için uğradık. Sağolsunlar tertemiz yürekleri ve samimiyetleri ile karşıladılar bizleri ve hemen gördük ki, pişmekte olan o mis gibi mercimek çorbasının kokusu tıpki ana kucağı gibi oradaki herkesi sarıp sarmalıyordu.

Continue Reading

Haftalık Yazılar

Şimdi Seçim Zamanı

CANIM Türkiyem, şimdi seçim zamanı …

İDEOLOJİnin değil AKILın kazandığı, AZINLIKLARın değil tümden VATANIMIZın/HALKIMIZın , daha çok YOKSUNların ve YOKSULların kazandığı, ekseriyet ile huzurlu, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına TAM saygılı, TAM demokratik, TAM lâik ve TAM sosyal bir hukuk devleti idealimize her geçen gün daha fazla yaklaşan bir Türkiye dilerim…

Herkim ki yukarıdaki paragraftaki TÜRKİYE’yi arar, onun için çalışır ve onu hayal eder, işte o zaman şimdi iyi düşün arkadaşım. Bağlı olduğun ideoloji yada Lider kaynaklı değil fakat 100binlerce vatan evladının kanları ile sen Vatan toprağına VATANIM diyerek ayak basabilesin diye suladığı ve halen sulamakta olduğu topraklarımızın geleceği için oyunu kullan.

Evet, MUTLAKA OYUNU KULLAN … çünkü ecdadın, sen, senin evlatların ve onların da nesilleri Vatanım diyebilesinler diye erkenden toprağa giren 100binlercesi de seni izliyor olacaklar.