Yaşamımız

Yaşam

“Yaşam” kısacık bir kelime olsa da herhalde içinde en çok macerayı barındıran bir sözcük olmalı. Öyle bir macera ki, insanoğlu günümüze kadar içinde barındırdığı sırların sadece ufak bir kısmını çözebildi ve “yaşam” ın gerçek gizemi henüz insan aklının ulaşabildiği seviye ile izah edilebilmiş değildir.

Not: Yaradılış ve yaşam felsefesinin küçük bir kısmı çok küçük bir azınlık tarafınca bilimsel temelli izah edilebilmiş dahi olsa, ekseriyetin algısı henüz bu azınlığın izahatlerini anlayabilecek seviyede olmadığından, insan ırkının ekseriyeti, bu yaradılış ve sonrasını idrak edecek zihinsel olgunluğa/gelişmişliğe henüz ulaşmamıştır.

Her birimizin farklı altyapıları, yaşama dair farklı bakış açıları, farklı beklentileri ve mutluluk anlayışları vardır. Kimimiz için ufak olan bir varlık, diğeri için hayati önem taşıyor olabilir. Örneğin, dünyamızda yaşayan çocukların önemli bir bölümünün sadece içecek sağlıklı su dahi bulamadığı için yaşamlarını kaybettiklerini düşündüğümüzde sanırım mutluluk dediğimiz olgunun her bir birey ve/veya toplum için ne kadar farklı anlamlar içerdiğini anlayabiliriz. O çocuklar çoğumuz için bildiğimiz fakat bir türlü ulaşamadığımız yerdedirler. Üzüldüğümüz, bazen hatırladığımız fakat haklarında hiçbir şey bilmediğimiz çocuklar onlar. O çocuklar ve aileleri de, tıpkı diğer üzgün, yoksul, imkansızlıklar içerisinde ve mahzun insanlar gibidirler, oralarda bir yerdeler ama bize hiç dokunamazlar.

Haydi biraz daha içimize yolculuk edelim ve düşünelim.

Bir bireyin, kendi ruhunu tanımak için tüm yaşamını verdiğini ve sonuçta sadece nadiren küçük bir zerresinin gerçekten farkına varabildiğini anladığımızda belki idrak etmeye başlayabiliriz ki;  insan oğlu özgürken başka; köle iken başkadır, savaşta başka; barışta başkadır, fakirken başka; zenginken başkadır, liderken başka; değilken başkadır, yanlızken başka; ailesi ile birlikte başkadır, yaşamı tehlikede iken başka, güvende iken başkadır, başka türlü davranır ve farklıdır. Bizler bir birey olduğumuzu, yani ruhumuzun derinliklerini tam olarak nasıl bir varlık olduğumuzu, bu ve buna benzer binlerce tecrube yaşamadan bilemeyiz. Dolayısı ile, kendimizi bile doğru dürüst bilemezken, doğru dürüst araştırmaya bile zaman ayırmadan başkaları yada başka toplumlar hakkında nasıl oluyor da kolayca yargılarda bulunmaya cüret edebiliyoruz, onları acımasızca yargılıyor ve korkakça, hatta alçakça, yüzlerine karşı söyleyemediklerimizi arkalarından söyleyebiliyoruz acaba ?

” Bence ” nedenlerini öğrenmek için biraz daha okumanız gerekecek …

Bizler adına yazılı, bize özel, bir sürü vadeli mutluluk ve hüzün çeki var kanımca ve zamanı geldiğinde hepimiz bu çekleri tahsil edecek ve ödeyeceğiz. Fakat ben, bu çeklerin vade tarihleri ve üzerlerinde yazan meblağlar hakkında bizlere de fikir soruluduğuna inananlardanım. Lütfen unutmayalım ki, ortada yaşamak mecburiyetinde olduğumuz hüzünler daima olacaktır, zamanı geldiğinde de önemli bir kısmı mutlaka yaşanacaklardır ve bence bundan kaçmak mümkün de değildir. Fakat acaba bu hüzünlerin tümünü, tüm ağırlığı ile kendimiz ve ailelerimiz üzerinden mi yaşayacağız ?, yoksa başkalarının hüzünlerini de önemseyerek, onların acılarını gerçekten paylaşarak, sevgimiz, alın terimiz, emeğimiz ve kalbimiz ile başkalarının acılarının bir kısmını üzerimize alarak, bizlere ve ailelerimize düşen hüzün payının en azından bir kısmını onlar üzerinden mi yaşayacağız? Aynı husus yaşayacağımız mutluluklar, gururlar eğlenceler, sevgiler ve kahkahalar için de tabii ki geçerlidir. Başkalarına ne kadar çok katkıda bulunursak, bize düşenlerin aydınlığı da o kadar fazla olacaktır kanaatindeyim.

Dolayısı ile ben, bu denklemi daha iyi anladıkça, sahip olduğumuz yaşam alanının daha fazla renkleneceği, anlam kazanacağı ve daha fazla farkındalığa, neşeye, sevgiye, iyiye, refaha ve belki de en önemlisi daha fazla olumluya devineceği kanaatindeyim.

 

Previous Post Next Post

No Comments

Leave a Reply